>

21 Eylül 2017

Şimdi Okullu Olduk...

2013 yılında soğuk bir Kış sabahı hayatımıza giren minik kızımla ikinci tekrarları yaşamaya başlamıştık. Artık dört kişililik bir aileydik ve anne baba olarak da tecrübeli olduğumuzu düşünüyorduk. Öyle de oldu. Zaman zaman zorlansak da bebeğimiz ablasıyla birlikte büyüyüverdi  ve şimdi okullu oldu.  5 yaş grubuyla anaokuluna başladı. İlk haftayı  sorunsuz atlatsak da ikinci hafta hiç de kolay başlamadı ağlamalar, gitmek istememeler ki daha önce yasamıştık. Şurda... 

Sabırlı ve emin adımlarla ona yardımcı olmaya çalıştık ve bugun ilk kez ağlamadan gitti. Yıllar önce şu an uyuyor dediğim bebeğim okulda. :) Bense yalnızlığa henüz alışmış değilim. Annemin dediği gibi ''ev işi nankör'' bunu tam zamanlı anne olduktan sonra daha iyi anladım. Aklımda deli sorular  ve hedefler  var. Bunlardan biri blog yazmaya daha çok vakit ayırmak…

20 Eylül 2017

Kunta Kinte

Bu iki kelime okul dönüşü evde yediğimiz miisss gibi anne eli değmiş keke aldı götürdü. Neden bilmem ıslak kek değil kunta kinteydi onun adı.

Hazır okullar acılmışken yapıverin birer kunta kinte. :)

Malzemeler:
  • 2 tane yumurta
  • 1.5 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardagı süt
  • 4 yemek kaşığı kakao
  • 1.5 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
Nasıl Yapılır?

Şeker, sıvıyağ, süt, kakao çırpılır. 1 su bardağı ayrılır. Kalan malzemeye, yumurta, un, kabartma tozu, vanilya ilave edilip karıştırılır. Küçük boy kare borcama dökülür. Pişen kekin ilk sıcaklığı gecince sosu dökülür. Afiyet olsun!

9 Haziran 2017

Birinci Sınıf Biterken...


“Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor...” Bir zamanlar Teoman böyle diyordu bir şarkısında. Zamanı tutamazken ben de bu sözle başlamak istedim. Hakikaten günler koştura koştura geçiyor... 

Bir yandan da bu yıl okullu olan ilk göz ağrımın birinci sınıfının bitmesine günler kala, kendi içimde durum değerlendirmesi yapıyorum.

İlk güne gidiyorum… Pek çok anne-baba gibi okul dönemi yaklaşınca, bizi de bir telaş sarmıştı. Hangi okul, hangi öğretmen arayışına girmiştik. Çevremizde yaptığımız araştırmalar neticesinde evimize yakın olan bir ilk okulda, emekliliği yaklaşmış, tecrübeli bir öğretmende karar kıldık.

Çocuğumuzun özelliklerini biliyor, ilk yılın bizim için oldukça kolay geçeceğini düşünüyorduk. Zira kızımız okula başlamadan okur yazar olmuş, hatta kendi çapında küçük bir kitap kurduydu da…

Kitap sever bir ailenin çocuğunda olması beklenen gibiydi her şey... Hatta “Bir yıl sınıf atlamalı mı?” diye düşünmüş, kendi yaşıtlarıyla devam etmesinin daha doğru olacağına karar vermiştik.

Geriye dönüp baktığımda, bir çok kişiye göre zor bir süreç olan birinci sınıfı çok kolay atlattık. Fakat yolunda gitmeyen başka şeyler vardı sanki! Kreş ve anaokulu az şubeli, memnuniyete odaklı özel bir okulda tamamlamış ve oranın sistemine alışmış biri için devlet okulunun işleyişine alışmamız zaman aldı. 40 kişilik kalabalık bir sınıf, zaman zaman öğretmenimizin sesini yükseltmesine sebep bile olabiliyordu. “Bu ortamda ders işlenebiliyor mu?” kaygısı, bir taraftan da farklı kültür ve eğitim almış veli profiline alışmak gerekiyordu. Kafamızdaki bu soru işaretlerine, bir de öğretmenin bize göre (!) disiplinden uzak, çok rahat bir yapıya sahip olması, çoğu zaman ödev vermemesi vb nedenler, acaba evladımız için doğru bir karar verdik mi dedirtiyor, bir taraftan ise kızımızın memnuniyeti ve öğretmenini sevmesi bizleri ciddi anlamda düşündürüyordu.

Kızımız mutluydu! Sorduğumuz sorulara cevap verebiliyordu... Sonra fazlaca hassas davrandığımızı düşünmeye başladım. Neden mi?

Ezbere dayalı bir eğitim sistemin öğrencisiydim! Ne kadar disiplin, ödev, aktivite, test... o kadar iyi oluyordu. Peki, tüm gününü okulda geçirmiş bir çocuk ailesiyle toplamda geçirdiği 3-4 saati sayfalarca ödev yaparak mı geçirmeliydi? Hani oyun, dinlenme zamanı!

Velhasıl kelam ebebeyn olmak oldukça zor, öğretmene ve okula karar verirken sadece akademik olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü önemli olan çocuğun mutlu olması!